Tarihi ve Önemi
Ortalama okuma süresi: 3 dk
Mezopotamya'nın yüzyıllara meydan okuyan en hüzünlü ve derin anlatılarından biri olan Mem û Zîn efsanesi, Cizre topraklarında somut bir anıta dönüşerek zamana meydan okumaktadır. Gerçek bir tarihi yaşanmışlığa dayanan bu hazin öykü, Cizre Beyi Emir Zeynuddin döneminde sarayda görevli divan katibinin oğlu Mem ile Bey'in kız kardeşi Zîn arasında filizlenen ilahi ve tertemiz bir sevgiyi konu alır. Şair Ahmed-i Hânî'nin manzum bir şahesere dönüştürdüğü bu hikayede aşk; beşeri basamaklardan başlayıp ilahi bir vuslata ulaşmanın alegorisi olarak işlenir. Sevgililerin kavuşmasını dönen saray entrikalarıyla, fitne ve yalanlarıyla engelleyen hizmetkar Beko (Bekir) yüzünden Mem zindanda can verirken, onun acısına dayanamayan Zîn de mezarı başında hayatını kaybetmiştir. Halkın ve beyliğin bu trajediyi anlamasının ardından katledilen fitneci Beko da aşıkların vasiyeti üzerine öteki dünyada da hesaplaşabilmeleri amacıyla ayak uçlarına gömülmüştür.
Mimari planda anıtsal türbe yapısı, Emir Abdal (Abdullah) Seyfettin Bohti tarafından 1437-1487 yılları arasında inşa ettirilen tarihi Abdaliye Medresesi kompleksinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cizre kent surlarına sırtını yaslayan külliyeden, dokuz taş basamakla aşağıya inilen loş ve gizemli bir bodrum katında kutsal kabir odası yer almaktadır. Duvarları bölge mimarisinin karakterini yansıtan siyah bazalt kesme taşlardan örülmüş olan bu dikdörtgen planlı alan, sivri beşik tonozlu bir tavan yapısına sahiptir. Türbe odasında yan yana duran üç adet büyük taş sanduka yer alır: Ortada Mem, sağında Zîn ve her ikisinin ayak ucunda, aralarındaki kara çalılığı simgelercesine duran Beko'nun mezarı bulunur. Türbenin tavanında yer alan sembolik dairesel açıklık, kabirlerin üzerine yağmur ve güneş ışığının doğrudan düşmesini sağlayarak mistik ve dramatik bir atmosfer yaratır. Bir rivayete göre Beko’nun mezarı üzerinde biten dikenli bir çalı, her yıl aşıkların mezarı arasında büyüyen güllerin birbirine kavuşmasını engellemektedir. Hem edebi değeri hem de barındırdığı derin mistik felsefesiyle Mem û Zîn Türbesi, Yukarı Mezopotamya kültür turlarının dünya çapındaki en dramatik seyahat durağıdır.
Mimari planda anıtsal türbe yapısı, Emir Abdal (Abdullah) Seyfettin Bohti tarafından 1437-1487 yılları arasında inşa ettirilen tarihi Abdaliye Medresesi kompleksinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cizre kent surlarına sırtını yaslayan külliyeden, dokuz taş basamakla aşağıya inilen loş ve gizemli bir bodrum katında kutsal kabir odası yer almaktadır. Duvarları bölge mimarisinin karakterini yansıtan siyah bazalt kesme taşlardan örülmüş olan bu dikdörtgen planlı alan, sivri beşik tonozlu bir tavan yapısına sahiptir. Türbe odasında yan yana duran üç adet büyük taş sanduka yer alır: Ortada Mem, sağında Zîn ve her ikisinin ayak ucunda, aralarındaki kara çalılığı simgelercesine duran Beko'nun mezarı bulunur. Türbenin tavanında yer alan sembolik dairesel açıklık, kabirlerin üzerine yağmur ve güneş ışığının doğrudan düşmesini sağlayarak mistik ve dramatik bir atmosfer yaratır. Bir rivayete göre Beko’nun mezarı üzerinde biten dikenli bir çalı, her yıl aşıkların mezarı arasında büyüyen güllerin birbirine kavuşmasını engellemektedir. Hem edebi değeri hem de barındırdığı derin mistik felsefesiyle Mem û Zîn Türbesi, Yukarı Mezopotamya kültür turlarının dünya çapındaki en dramatik seyahat durağıdır.