Tarihi ve Önemi
Ortalama okuma süresi: 2 dk
Asırlardır Mezopotamya Ovası'na tepeden bakan devasa bir taç gibi yükselen Mardin Kalesi, sivil ve askeri mimarinin Yukarı Mezopotamya'daki en güçlü temsilcisidir. Tarih boyunca doğal yapısının sunduğu müstahkem koruma sebebiyle stratejik bir üs olan kale, milattan önceki çağlardan başlayarak Roma ve Bizans İmparatorlukları için doğu sınırını koruyan aşılmaz bir set olmuştur. MS 10. yüzyılda Hamdaniler ve ardından bölgede altın çağını başlatan Artuklular döneminde büyük ölçüde genişletilerek bugünkü anıtsal tahkimat sistemine kavuşturulmuştur. Dik yamaçlarından ötürü "Kartal Yuvası" unvanıyla ölümsüzleşen kale, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de genişçe yer bulmuş; ambarları, sarnıçları ve aşılmaz burçlarıyla övgü toplamıştır.
Kalenin mimari gövdesi bütünüyle doğal kalker kaya kütlelerinin yontulması ve düzgün kesme taşlarla surların örülmesiyle meydana getirilmiştir. İçerisinde tarihi süreçte inşa edilmiş olan saray kalıntıları, cami, hamam, çok sayıda tahıl ambarı, silah depoları ve yer altı su sarnıçları yer almaktadır. Bir rivayete göre, MS 330 yılında güneşe tapan Pers kralı Şad Buhari, amansız bir hastalığa yakalandığında kalenin bulunduğu tepede konaklamış; buradaki temiz hava ve su sayesinde şifa bulunca kendisine muazzam bir kasır yaptırarak şehre ilk yerleşimleri başlatmıştır. Günümüzde radar istasyonu ve askeri bölge statüsünde korunması sebebiyle içerisine sivil ziyaretçi girişi yapılamamaktadır. Ancak eski şehir sokaklarında gezen her turistin başını yukarı kaldırdığında hayranlıkla izlediği, geceleri ışıklandırıldığında ise Mezopotamya ovası üzerinde adeta bir gece gerdanlığı gibi parıldayan bu anıt yapı, Mardin ve Midyat kültür turlarının en büyük görsel referans noktası konumundadır.
Kalenin mimari gövdesi bütünüyle doğal kalker kaya kütlelerinin yontulması ve düzgün kesme taşlarla surların örülmesiyle meydana getirilmiştir. İçerisinde tarihi süreçte inşa edilmiş olan saray kalıntıları, cami, hamam, çok sayıda tahıl ambarı, silah depoları ve yer altı su sarnıçları yer almaktadır. Bir rivayete göre, MS 330 yılında güneşe tapan Pers kralı Şad Buhari, amansız bir hastalığa yakalandığında kalenin bulunduğu tepede konaklamış; buradaki temiz hava ve su sayesinde şifa bulunca kendisine muazzam bir kasır yaptırarak şehre ilk yerleşimleri başlatmıştır. Günümüzde radar istasyonu ve askeri bölge statüsünde korunması sebebiyle içerisine sivil ziyaretçi girişi yapılamamaktadır. Ancak eski şehir sokaklarında gezen her turistin başını yukarı kaldırdığında hayranlıkla izlediği, geceleri ışıklandırıldığında ise Mezopotamya ovası üzerinde adeta bir gece gerdanlığı gibi parıldayan bu anıt yapı, Mardin ve Midyat kültür turlarının en büyük görsel referans noktası konumundadır.
