Midyat’ın Gök yüzü Balkonu: Mons Masius
Midyat’ta deniz arayan yanılır; buranın denizi, insanın üzerine çöken o devasa gökyüzü ve ayaklarının altına serilen kadim topraktır. Mons Masius Konak’ın terasına çıktığında burnuna gelen koku tuzlu su değil, bin yıllık güneşin ısıttığı kalker taşının ve uzaktan gelen Reyhan şerbetinin kokusudur.
Taşın Dile Geldiği Yer
Bu teras, sıradan bir beton yığını değil; bir taş ustasının ömrünü verdiği o meşhur nahit taşının gökyüzüyle yaptığı pazarlıktır. Midyat’ın o dantel gibi işlenmiş evlerine yukarıdan bakarken, her bir motifin aslında bir hikaye anlattığını fark edersin. Aşağıdaki dar sokaklarda hayatın gürültüsü akıp giderken, terasta sadece rüzgarın ve uzaklardan gelen bir çan ya da ezan sesinin yankısı kalır.
Gerçek Bir "Zaman Makinesi"
Mons Masius’un terasında oturmak, modern dünyanın karmaşasından istifa etmektir. Karşında uzanan ova, sana dünü değil, bin yıl öncesini anlatır. Burada içtiğin kahve, sadece kafein değil; bu topraklarda yaşamış onlarca medeniyetin bıraktığı o ağır ve vakur sessizliğin tadıdır. Midyat’ın o sert ama mağrur duruşu, bu terasın her köşesine sinmiştir.
Gecenin Gerdanlığı
Güneş çekilip de Midyat’ın sarı taşları kararmaya başladığında, şehir bambaşka bir kimliğe bürünür. Sokak lambaları yandığında, hani o meşhur "gece gerdanlık" dedikleri şey tam da bu terasın hizasında şekillenir. Işıklar, ovanın karanlığında birer elmas gibi parlar. Deniz yoktur belki ama o uçsuz bucaksız karanlığın içinde kaybolmak, herhangi bir sahil kasabasında oturmaktan çok daha derin bir mevzudur.
Buraya sadece manzara izlemeye gelmezsin; buraya, taşın ve gökyüzünün nasıl bu kadar kusursuz birleştiğine şahitlik etmeye gelirsin.
Deneyiminizi Paylaşın
Bu alan (Mons Masius Teras) hakkındaki görüşleriniz bizim için değerli.